Finansal Piyasalarda Sürü Psikolojisi(Borsada sürü harekatı)
16 Aralık 2018 13:51

Finansal Piyasalarda Sürü Psikolojisi(Borsada sürü harekatı)

Hisse senedi, döviz ve emtia  yatırımcısı  piyasalarda işlem yapmak isterken bir çok yanlış yapmaktadır. Bu yanlışlar bazen teknik bazen temel sebeplerden olsa da, yanlışların ana nedeni psikolojiyi doğru yönetemek ve kendimizi manipülasyona açık bir hale getirmemizden kaynaklanmaktadır. Bunun için başarılı bir yatırımcı olmanın anahtarı piyasalara hazırlık yaparken, psikolojik olarakta kendimizi hazır tutmaktan geçer. Finansal piyasalarda "sürü psikoloji" ve "sosyonomi" nedire göz atacağız. Hazırsanız başlayalım.

Sürü psikolojisi: kişilerin bir davranışı, düşünce biçimini veya hareketi başkaları yapıyor diye kişininde otomatik olarak yapmasıdır. Grupsal davranışlar olarak nitelenebilir.
Sosyonomi: Sosyolojik olayların(savaşlar, ittifaklar, ekonomik daralmalar ve genişlemeler vb.) toplum psikolojisini etkilemediğine inanır ve bunun tam tersine toplum psikolojisinin sosyal olayları etkilediğini iddia eder.
Örnek
Finansal piyasalarda; "borsa yükseldiği için herkes umutludur" yanlış bir önermedir.
Doğrusu herkes umutlu olduğu için borsa yükseliyordur.
Davranışal Ekonomi: Zihindeki ekonomik karar alma mekanizmalarının sosyal, zihni ve duygusal önyargılardan nasıl etkilendiği üzerine çalışır. Bu çerçevede pazar fiyatlarının ve kaynak kullanımının neden değiştiği sorusu önemlidir.
Sosyonomi, Sürü Psikolojisi ve insanların ekonomideki davranışlarının genel eğilimini göz atacağız.

davranissal-ekonomi-ve-suru-psikolojisi

Görsel Algı
Bir ağacın ne kadar uzakta olduğunu nasıl anlarsınız? Kısmen dikkatli baktığınızda ne kadar net göründüğüne bakarak bir tahminde bulunmaya çalışırsınız. Bu genellikle işe yarayacaktır; ancak bazen farklı durumlarda görsel yanılsama yaşarsanız. Sisli bir havada, aynı ağaca baktığınızda, o ağacın gerçekten olup olmadığını veya daha uzakta bulunduğunu düşünebilirsiniz.
Danile Kahneman(D:1934), görsel algı psikolojisi çalışmış ve sonra ekonomiye ilgi duymuş bir psikologdur. Kahneman, kendisi gibi psikolog olan Amos Tversky(1937-96) ile birlikte, insanların bir işi kabul ettiklerinde veya bir fincan kahve satın aldıklarında, bir zihinsel sis bulutunun şeyleri mantıksal olarak algılamarına engel olduğunu keşfetmiştir. Ekonomistler uzun zamandır,  insanların  rasyonel  olduğuna, harekete geçmeden önce karşılarına çıkan seçeneklerin fayda ve maliyetlerini doğru biçimde ölçtüklerine inanmaktadır. Kahneman ve Tversky bunun böyle olmadığını keşfetmiştir. Bu ikili uzun yıllar boyunca insanların gerçekte hayatta nasıl  karar verdiklerini  gözlemlemiş ve "davranışsal ekonominin"  yaratılmasına  öncülük etmiş iki ünlü  psikologtur. Ekonomi  denilen  şey  elbette  davranışla  alakalıdır; ancak davranışsal ekonomi yeni bir şeydir: Çünkü teorilerini, basitçe insanların tamamen rasyonel oldukları varsayımı üzerine değil, onların fiili karar alış süreçlerindeki tuhaflıkları üzerine inşa etmişlerdir.
İnsanların tuhaf davranışlarından biri, kayıplar ile kazançlara  olan tepkileridir.  Yani bu iki durumu farklı ölçmesi ve reaksiyon göstermesidir.  Rasyonel  olarak,  50 dolarlık bir kazanç 50 dolarlık bir kaybı tamamen karşılar. Fakat durum böyle değildir. İnsanlar sanki kazançlarını sevmelerinden daha çok kayıplarından nefret ederler. Davranışsal ekonomist Richard Thaler(D:1945), öğrencilik yıllarında "kayıp nefreti"ne tanıklık etmiştir. Bununla tanışma süreci, kendi ekonomi profesörünün alkole olan düşkünlüğü ve şarap için ödediği miktarlar dikkatini çekmiştir. Profesör, koleksiyonuna eklemek için belli bir marka bir şişe şarabına yüksek paralar ödemeye hazırdır. Ancak aynı adam, bunlardan birini elden çıkarmaktan gerçekten nefret etmektedir; ona kendisinin ödediği üç misli para teklif etseniz bile, size bir şişe şarap satmayacaktır. Thaler ve Kahneman, neler olup bittiğini görmek ve düşüncelerini netleştirmek için bir çok insan üzerinde deneyler gerçekleştirmiştir. Bu kupa örneği çoğu kişi tarafından bilinmektedir. Thaler ve Kahneman, bir grup oluşturmuş ve bu gruptan bazılarına birer kupa verilmiş  ve  onlara bu kupaları  kaça satmak istedikleri  sorulmuştur.  Kupa  verilmeyen  diğerlerine de, aynı  kupayı kaça  almak istedikleri sorulmuştur. İki gruba da aslında aynı şey sorulmuştur: Kupaya biçtiğiniz fiyat nedir? Ekonomik akıl yürütme, onların tek bir kıstasa göre değerlendirme yapmasını gerektirir. Eğer biçtikleri değer 5 dolarsa,
bu kupayı 5 dolara almaya ya da satmaya istekli olmaları gerekir; bir şeyin ederi olduğunu düşündükleri miktar o şeye sahip olmamalarından etkilenmemelidir. Ancak insanların kupata biçtikleri değer, o kupaya sahip olup olmamalarına göre değişmiştir. Ülkemizde bunun en güzeli örneği, çoğu kişinin duyduğu ve söylediği bir Kayseri pazarlığı  mantığıdır. Alırken daha düşük fiyat önerirken, satarken daha yüksek meblağ talep etmeye benzemektedir. Alırken mi ? Satarken mi? söylemi konumuz ile dolaylı olarak ilişkilidir. Devam edecek olursak... İnsanların kupaya  biçtikleri değer, o kupaya sahip olup olmamalarına göre değişmiştir. İnsanlar kupalara hali hazırda ellerinde bir tane varsa, ellerinde olmadığında biçtikleri fiyattan daha fazla fiyat biçmiştir. Böyle bir deneye elinizde bir kupa olmaksızın başlamışsanız,referans noktanız bir kupaya sahip olmamanızdır; dolasıyla kupa almak bir kazançtır. Ancak eğer bir kupayla başlamışsanız, referans noktanız bir kupaya sahip olmanızdır; onu elden çıkarmanız bir kayıp olarak görünür ve bu psikolojik bir acı verir. Bir şeye sahip olduğunuzda, o şey sizin için daha değerli hala gelir. İşin aslı, yerde bulduğu bir çubuk parçasını avcunda sımsıkı tutan ve annesi alınca da ağlamaya başlayan bir bebek gibiyiz.
Görsel algılarımızla oynuyorlar. 1000 dolara satılan bir dizüstü bilgisayar size "eh işte" görünüyorsa, fiyatı 1500 dolardan 1000 dolara düşmüş ise aynı bilgisayar size "sudan ucuz" görünecektir. Süpermarketler, alışveriş mağazaları bu durumdan yararlanırlar, önce fiyatları yukarı çeker ve sonra fiyatlarda %40-50 indirim yaparak bu algıdan yararlanmak isterler ve satışlarını bu sayede artırmayı hedeflerler.  Çoğu zamanda başarılı olurlar.
Bazı ekonomistler, insanların karar alma süreçlerindeki tuhaflıkları kabul etmekle birlikte bunların önemli olmadığını ve ekonomiyi rasyonel bir şey olarak tarif etmenin faydalı bir yaklaşım olduğun söylemektedir. Öte yandan, davranışsal ekonomistler ise, büyük ekonomi hadiselerini açıklamak için kendilerinin özel teorilerine olduğunu ileri sürerler. Misal, 11Amerikan borsalarının 1990'larda yükselişe geçerken, neden 2000 yılında çökerek şirketleri iflasa sürüklediğini ve servetleri silip süpürdüğünü açıklamak için davranışsal ekonomiden yararlandığı bilinmektedir.
1980'lerde başlayan yükseliş trendi 1990'larda, büyük teknoloji şirketlerinin borsaya açılma kararı ile heyecan verici bu şirketlerin hisselerini almak için bir birleri ile yarışıyordu. Borsada hisselerini satışa sunar sunmaz, daha ilk günde, Yahoo'nun hisselere olan talep inanılmazdı; şirketi kuran iki öğrenci, birden 150 milyon dolarlık servetin sahibi olmuştu. Yatırımcılar yeni teknolojilerin gelecekte firmalara muazzam bir gelir getireceğine inanıyordu. Ve halkın her kesiminden kişiler öğle saatlerinde hisse senedi almaya başlamıştı. Yükseliş tüm hızı ile devam ederken, 1990'ların sonlarına doğru yüzde 30'luk bir sıçrama yapmıştı. Ekonomistler bu durum karşısında mutlu görünsede, birkaç ekonomist bunun böyle gitmeyeceğini ve bu trendin sürmesinin imkansız olduğu uyarısında bulunmuştu. Bu ekonomistlerin başında, piyasalara davranışsal ekonomiyi uygulayan Robert Shiller(D:1946) geliyordu.
Robert Shiller göre, piyasa aşırı heyecana kapılmış yatırımcılar tarafından, deyim yerindeyse uçurulmuştu ve çok geçmeden çalılacaktı. 2000 yılının Mart ayında, "İrrasyonel Çoşkunluk" adlı kitabının tanıtımını yapmak için bir geziye çıkmıştı. Zamanlama mükemmeldi borsanın çöküşü yaklaşıyordu. Bir gün Shiller radyo programına katılmıştı. Programa telefon ile bağlanan bir kadın seyirci, kendisininin yanıldığını, yükselişinin süreceğini ve karamsar olmaması konusunda Shiller'e telkinde bulunmuştu. Shiller kadının sesinin titrediğini söylüyordu ve borsada olan şeyin ekonomi ile yakından uzaktan alakası yoktu; daha çok duygusal ve psikolojikti. Finansal piyasalarda ekonomistler, bir şirketin sağlıklı bir şekilde kar ettiğinde firmanın hisselerinin yükseleceğini söyler ve yatırımcılar hangi hisseleri alacaklarına karar vermek için için firmanın karlılığı hakkında mevcut bütün enformasyonları kullanırlar. Piyasada çoğu kişi böyle yapınca, hisse fiyatları bütün ekonomik enformasyonu yansıtır. Rasyonellik, finansal piyasaların etkili bir biçimde işlediğini temin etmektedir. Shiller'e göre hisse fiyatları istikrarsızdır; çünkü hisseler firmaların karlarından çok daha fazla aşağı ve yukarı hareket eder.
İnsanların karar almadaki tuhaflıkları, kontrolden çıkan borsaların temelinde yatan şeydir. Shiller'e göre, 1990 oluşan aşırılık, rasyonel ekonomiden çok moda dünyasına benziyordu. Örneğin bir ara büyük güneş gözlükleri moda olur ve bu tip gözlükleri ne kadar çok kişi takarsa o kadar çok insan bu moda akımına kapılıp gider. Kontrolden çıkmış bir borsa,  hisse  fiyatlarında  ifadesini  bulan  bir  ekonomi  modasıdır. Ekonomistler bazen piyasayı bir sürü-öndeki insanların ardından akıp giden binlercesine- olarak yada hisse fiyatları gibi, kücük bir hava akımıyla sürekli yukarı doğru yükselen sabun baloncukları olarak resmeder. 1990'larda olanda tamam olarak budur. Komşusunu, arkadaşını teknoloji hisseleri alarak zengin olduğunu görmüş ve kendileri de, fiyatların yükselişini sürdüreceğine inanarak hisse satın almıştı. Bu, onların bu inancını pekiştirmişcesine, fiyatları daha da yukarı çekmişti. İnsanlar bir firmanın hakkında olumlu değerlendirme yaptıkları için hisse senedi almıyordu; dolasıyla fiyatların firmaların gerçek değerleri ile pek bir alakası bulunmuyordu. Alıcılar alıma devam ediyor ve bu hiç de ekonomi kaynaklarının iyi bir kullanım yolu değildi. Yakın geçmişe gidecek olursak, 2017 yılında Bitcoin fiyatları 1000 dolardan yükselmeye başlamış ve bu modaya kapılan yatırımcılar, daha önce hiç duymadıkları, hakkında çok az şey bildikleri bir kripto para birimini almak için amansız bir yarış içine girişmişlerdi. Ve Bitcoin fiyatları gün içi yüzde 20, yüzde 40 lara varan yükselişler gerçekleştirerek, bu akımı daha çok ilgi çekici hale getirmişti. Hikaye aynıydı arkadaşının, komşusunun para kazandığını gören yatırımcılar
Bitcoin almanın yollarını arıyordu. Fiyatların yükselişi hızla artıyordu. 20 bin dolar zirvesine ulaştıktan sonra  sert satışlar başlamıştı ve hayaller yerini gerçeklere bırakmıştı. 15 ayın en düşük seviyesini gerileyen Bitcoin fiyatları şu anda 3000 dolara yakın seyrediyor. Tamamen rastlantısal mı kazanıyor veya kaybediyorduk. Biz değilde duygularımız mı trade ediyordu ?
Teknoloji ekonomiyi değiştirmiştir. Ancak yıllar öncede insanlar böyle modalara ayak uydurmuş ve mantıklı düşünmeyi bir kenara bırakmıştır. Bunun tarihte bir çok örneği vardır.
-1636 Hollanda Lale Soğan Balonu
-1720 Mississippi Balonu
-1720 South Sea Balonu
-1927-1929 Hisse Senedi Fiyatları Balonu
Lale Soğanı, 1636 yılında Hollanda'nın altın çağında, Lale fiyatlarının aniden aşırı derecede yükselip sonradan ani bir çöküşe geçtiği dönem olarak bilinmektedir. Bu ilk büyük çılgınlık tam 1 sene sürmüştür.(1636-1637)
İlk  spekülasyon, ilk ekonomik kriz olarak da tarihteki yerine alan bu olaydan hiç bir ders çıkarılmamış ve günümüze kadar benzer spekülatif mallara hücum etme alışkanlığı devam etmiştir.
Geçmişten bugüne  piyasalarda oluşan aşırılıkları merak ediyorsanız; ticari hileler ve kitle davranışlarını inceleyen Charles Mackay tarafından yazılan "Olağanüstü Kitlesel Yanılgılar ve Kalabakların Çılgınlı" kitabını okuyabilirsiniz.
Davranışsal Ekonomi Kitap
Dürtme-Richar Thaler
Davranışsal Ekonomi- Utku AltunözHasip Altunöz
Davranışsal Finans- Murat Kıyılar , Murat Akkaya

Döviz Hesaplama

Altın ve Gümüş Hesaplama

0 ₺